Türkiye Cumhuriyeti’nin duayen diplomatlarından, yazar, düşünce insanı ve gerçek bir “citoyen” olan emekli büyükelçi Pulat Tacar, 95 yaşında Bodrum’da yaşamını yitirdi. Ruhu şad olsun. Türk diplomasisinin Cumhuriyet değerleriyle yetişmiş seçkin kuşağının temsilcilerinden biri olan Tacar, yalnızca görev yaptığı makamlarla değil; emeklilik döneminde kaleme aldığı kitaplar, hukuk ve tarih çalışmaları, insan hakları, demokrasi ve kültür diplomasisi alanındaki katkılarıyla da geride güçlü bir düşünce mirası bıraktı.
Pulat Tacar’ı, 9 Kasım 2021’de Viyana Devlet Operası’nın yanındaki tarihi Café Mozart’ta yaptığımız unutulmaz sohbetle anıyoruz. O gün doksan bir yaşındaydı. Yanında, altmış yılı aşkın yaşam arkadaşı, Viyana doğumlu eşi Sylvia Tacar bulunuyordu.
Her yıl eşi Sylvia Tacar ile birlikte Viyana’ya gelen merhum Pulat Tacar, tatilini burada başta opera olmak üzere son derece mütevazı ama yoğun ve çok nitelikli bir kültür programıyla geçiriyordu. Kendisiyle yayınevi çalışmalarımız, kaleme aldığı eserler ve yayımladığımız kitaplar vesilesiyle tanışmıştık.
Son eserlerinden biri ise kediler üzerineydi: “Yaşam Bir Rüyadır –Kedilerin Kaleminden Okuyun Bizi”. Bu eser Pulat Tacar’ın Yunus Emre ruhunu taşıyan büyük bir Türk düşünürü olduğunu da gösteriyordu. Kedilerle haşır neşir olmuş bir çift olarak hem kedilerle birlikte geçirdikleri yılları -onların gözünden, kendilerine “annem” ve “babam” diye hitap ettirereknaklediyorlar hem de kendi hayat hikâyelerini ve serüvenlerini, adeta kedilerin ağzından çıkmışçasına anlatıyorlar.
İLK GÖRÜŞTE AŞK
Bundan tam 61 yıl önce Pulat Tacar, Viyana’da Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı diplomatı olarak Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi kurumunda görev yapıyordu. Otuz yaşındaydı. 14 Ocak 1960’ta katıldığı özel bir davette tanıştığı Sylvia Hanım’a ilk görüşte âşık olmuştu.
Ertesi gün, 15 Ocak 1960’ta, bugün oturduğumuz Café Mozart’ta, o dönem yirmili yaşlarında genç bir Viyanalı olan Sylvia Hanım’ı kahve içmeye davet etmiş ve güzel sözlerin ardından şu soruyu yöneltmişti: “Sizi çok takdir ediyorum. Benimle bundan sonra hayatı el ele paylaşmaya ne dersiniz?”
Sylvia Hanım sohbetimize katıldığı zaman kendisine gülerek sordum: “Tanıştıktan bir gün sonra evlenmeye karar vermişsiniz. Doğru mu? Biraz zamana bıraksaydınız daha iyi olmaz mıydı? Aceleniz neydi?”
Sylvia Hanım, Pulat Bey’e sarılarak, biraz da utanıp gülümseyerek şu cevabı vermişti: “Doğru, doğru. O anlatıyorsa doğrudur.”
Ardından kendisine şu soruyu yönelttim: “Yıl 1960. Daha bir gün önce tanıştığınız Türk diplomatı, ertesi gün Viyana’da size ‘Yıldırım aşkına tutuldum’ diyerek elini uzatıyor. Aileniz ve çevreniz ne dedi? Türklere karşı herhangi bir önyargı yok muydu?”
Sylvia Tacar’ın cevabı hazırdı: “Yoktu. Ne ailemin ne benim ne de çevremin. Kimse zorluk çıkarmadı. Tam tersine, Pulat’ı herkes sevdi. O dönemin Türk gençleri, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ve Atatürk Türkiye’sinin yetiştirdiği çok bilgili, görgülü ve çok dil bilen insanlardı. Sadece Pulat değil, onun çevresindeki bütün Türk diplomatları böyleydi. Ortalama bir Avrupalının veya Avusturyalının çok üzerinde; entelektüel, çalışkan, disiplinli, görgülü ve çağa ayak uydurmuş örnek gençlerdi.”
“Şu anda Viyana’yı özlüyor musunuz?” diye sorduğumda ise Sylvia Hanım dikkat çekici bir cevap vermişti: “Hayır, özlemiyorum. Türkiye’de mutluyum. Kedilerim ve sevgili eşim Pulat ile çok mutluyum. Özlemiyorum…”

